Havza Haber Ajansı’nın Çeviri Grubu’nun haberine göre, Lübnan Şii İslam Yüksek Konseyi Başkan Yardımcısı Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Şeyh Ali el-Hatib, Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Seyyid İbrahim Yusuf Murtaza’nın vefatı dolayısıyla Deyr Kanun Re’sü’l-Ayn Hüseyniyesi’nde düzenlenen anma töreninde konuştu. Tören âlimler, siyasi, toplumsal ve kültürel şahsiyetler ve halkın katılımıyla gerçekleştirildi. Şeyh Ali el-Hatib, Şiiliğin hiçbir zaman taassup ehli olmadığını, aksine tüm unvanları ve mezhepleriyle birlikte İslam’ı, İslam toplumunu ve İslam ümmetini koruduğunu vurguladı.
Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Şeyh Ali el-Hatib ayrıca, Şiilerin ümmetle birlikte hareket ettiğini ve hiçbir zaman içine kapanma ya da ümmetten ayrılma yönünde bir slogan dile getirmediğini ifade etti.
Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Şeyh Ali el-Hatib konuşmasının başında şunları söyledi: "Allah sizlere büyük bir ecir versin. Yüce Allah’tan niyaz ediyorum ki merhum Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Seyyid İbrahim Murtaza’yı engin rahmetinin komşuluğuna kabul etsin ve onu Nebevî Ehl-i Beyt ailesinden olan değerli baba ve atalarıyla birlikte haşretsin. Ayrıca onun muhterem ailesi olan Âl-i Murtaza ailesine taziye ve başsağlığı dileklerimi sunuyor, Allah’tan kendilerine sabır ve ecir vermesini diliyorum."
Lübnan Şii İslam Yüksek Konseyi Başkan Yardımcısı daha sonra şu soruyu yöneltti: "Dinin görevi nedir? Namazın, orucun, zekâtın, humusun ve cihadın görevi nedir? Bu bilinç, beni namaza yönelten, iyiliği emretmeye ve kötülükten sakındırmaya teşvik eden; toplumun sorunlarını, varoluşsal ve kültürel tehlikeleri ve dinin görevini, mümin topluluğun hayatını ve varlığını tehdit eden riskleri tanımaya sevk eden bilinçtir."
Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Şeyh Ali el-Hatib şu hususu vurguladı: "Biz İslam’a kör bir taassupla bağlı değiliz. Biz, bazılarımızın akrabalık, mezhep ya da komşuluk nedeniyle birbirine bağlandığı bir topluluk değiliz. İslam’da taassup yoktur. Resulullah'a (s.a.a.) bir soru sorulduğunda, yanında Selman el-Muhammedî oturuyordu: “Kendi kavmini sevmek taassup sayılır mı?” diye soruldu. O da şöyle buyurdu: “Hayır; taassup, kendi kavminin en kötülerini başka bir kavmin iyilerinden üstün görmendir.”
Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Şeyh Ali el-Hatib ayrıca şunları ifade etti: "Biz bir düşünceye, bir bakış açısına ve bir marifete aitiz. Bizi bir araya getiren şey hakikattir, dosdoğru yoldur. Resulullah'ın (s.a.a.), tertemiz Ehlibeyt ’in (a.s.) ve onların mirasçıları olan âlimlerin davetidir. Bunların arasında Seyyid Şerif (r.a.) de yer almaktadır."
Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Şeyh Ali el-Hatib sözlerine şöyle devam etti: "Biz taassup ehli bir topluluk değiliz ve birbirimize karşı taassup taşımıyoruz. Sırf Şii unvanı nedeniyle başka grupların karşısında yer almıyoruz. Evet, Şii unvanını gururla taşıyoruz; çünkü Şiilik taassup değildir. Şiilik hak içindir, Şiilik Müminlerin Emiri (a.s.) Ali-bin Ebu Talip'e tabi olmaktır. Ali hak ile beraberdir ve hak Ali ile beraberdir. Ali neredeyse hak da oradadır. Dolayısıyla Ali ile birlikteysek, hak ile birlikteyiz."
Lübnan Şii İslam Yüksek Konseyi Başkan Yardımcısı konuşmasının devamında İmam Muhammed Mehdi Şemseddin’in (r.a.) sözlerini tekrarlayarak şunları söyledi: "Biz bir taife değiliz ve diğer mezhepler karşısında duran bir mezhep de değiliz. Biz İslam’ız; İslam’ın ihtişamı, ruhu, ilkeleri ve insani değerleriyle varız. Bu değerler bizi bütün insanlara iyi davranmaya sevk etmiştir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: “Ve ant olsun, biz Âdemoğullarını üstün ve değerli kıldık.” Bu bizim kültürümüzdür ve âlimlerimizin kültürüdür. Onlar da bu emaneti hayatları boyunca evlatlarına aktarmışlardır."
Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Şeyh Ali el-Hatib şu hususu vurguladı: "Şiilik hiçbir zaman taassup ehli olmamış; aksine tüm unvanları ve mezhepleriyle birlikte İslam’ı, İslam toplumunu ve İslam ümmetini destekleyen ve koruyan bir anlayış olmuştur. Biz ümmetle birlikteyiz ve hiçbir zaman içine kapanma ya da ümmetten siyasal olarak ayrılma yönünde bir slogan dile getirmedik."
Her zaman, İmam Ali bin Ebu Talib’in (a.s.) “Müslümanların işleri selamet üzere olduğu sürece ben de barışı korurum” sözü doğrultusunda hareket ettik. Aynı şekilde, İmam Hasan’ın (a.s.) ümmetin birliğini korumak için barışı kabul etmesini esas aldık. Kerbelâ’da ise İmam Hüseyin (a.s.) tertemiz kanıyla ıslah yolunu sürdürdü ve şöyle buyurdu: “Ben azgınlık, taşkınlık, zulüm ve fesat için değil; yalnızca dedem Muhammed’in ümmeti içinde ıslahı sağlamak için kıyam ettim.” İmam Hüseyin’in (a.s.) kanı, ümmet ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.a) dini uğruna feda edildi.
Konuşmasının sonunda Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Şeyh Ali el-Hatib, merhum Hüccet-ül İslam vel-Müslimin Seyyid İbrahim Murtaza’nın hatırasını bir kez daha rahmetle andı. Onun ilmî, ahlakı ve sorumluluk sahibi şahsiyetine işaret ederek şunları söyledi: "O, ilim ve risalet yolunda sebat gösterdi ve sonunda Allah’a kavuştu. Şeyh el-Hatib, Yüce Allah’tan onu cennetü’l-a‘lâya yerleştirmesini ve onu tertemiz soyu Muhammed ve Âl-i Muhammed (s.a) ile birlikte haşretmesini niyaz ederim."
yorumunuz